== Sandık Lekesi ==
Aslında kendimi anlatmayı pek sevmem. Benim hikayem sıradan bir hikaye. Bu gün çeyiz sandığımı açtım. Komşu kızı Hacer havlu kenarı örneği istemişti. Hacer’i sevdiğim için yıllardır dokunmadığım sandığımı açtım. Hacer’in istediği örneği bulup verdim. Ama örneklik olarak değil, hediye olarak verdim. Hacer şaşkınlıkla sevinci yüzünden okunarak bana teşekkür ederek evine gitti. O’nun bu mutlu hali beni daha da mutlu etmişti. Hacer on sekiz yaşındaydı. Eğitimini yarım bırakmak zorunda kalan yoksul bir ailenin ortanca kızıydı. İki aylık nişanlıydı. O kadar güzeldi ki, en sonunda isteyenler arasında bir öğretmenle nişanlamışlardı.
Hacer gittikten sonra sandığımın başına oturdum. Uzun bir süre baka kalmışım. Kendime geldiğimde dışarıdan gelen ışığın ferinin azaldığını fark ettim. “Eyvah akşam olmuş. Babam gelecek. Beni sandığın başında görmesin.” diyerek yerimden hızla fırladım. Ve aynı hızla olduğum yere çöktüm. Babam gelmeyecekti. Gelemeyecekti. Yıllar önce vefat etmişlerdi annemle. Bir trafik kazasında hayatları sona ermişti. Yine gözüm sandığa takıldı.
Canım annemin çeyizime yaptığı yatak örtüsü takıldı gözüme. Aldım elime. Motif motif örmüştü. Her motifin anısı var. Hatta bir motifi yaparken kardeşim Ali, çayını dökmüştü. Annem çıkartmak için çok uğraşmıştı. Ama inatçı leke bir türlü çıkmamıştı güzelim motiften. Annem o motif yerine başka bir motif örmüştü. Lekeli motifi atacaktı sobaya ben attırmadım. “eğer bir evlenip gidersem, bu günlerin özlemini bu lekeli motife bakarak gideririm. Senin Ali’ye bağırışlarını hatırlar, gülerim” dedim ve “atma annem ver saklayayım” diye ilave ettim sözlerime. İyi de yapmışım. Evlenemedim. Ama ne Ali var yanımda ne de annem… Ali okudu, öğretmen oldu. Doğuda görev yapıyor. Beş seneden beri her gün “Ali’den kötü haber gelecek” diye korkuyorum. Çok şükür sağlığı ve rahatı yerindeymiş. Ali’nin yanına gitmek istiyorum ama o evlenince geri gelmek daha zor olacağından gitmiyorum.
Yalnızlığa alışılmaz ama “alıştım” diyerek kendimi avutuyorum. Çay lekeli yatak örtüsü motifinden sonra mutfak takımını aldım elime. Anneme tutturmuştum “çilek desenli istiyorum” diye. Annem daha güzel örneklerden yapayım dediyse de sonunda beni kıramadı ve yapmıştı çilek desenli mutfak takımı. Halen ilk gün ki gibi sade ve şık… Vitrin takımının da bir hikayesi var. O zaman nişanlıydım. Yirmi yaşındaydım. İlk, tek ve son aşkımdı nişanlım. Üniversite okuyordu. Okul bitince evlenecektik. Vitrin almaya gittik. Aldığımız vitrin çok güzeldi. Ördüğümüz dantelleri üzerine serdiğimizde daha da güzel olacaktı. Dayanamadım çantamdan yarım motifi çıkartıp sermiştim. Nişanlımda fotoğrafımızı çekmişti. Her şey alınmıştı. Çeyizim gidecekti. Ama çeyiz sandığım yoktu. Babam babasına tutturdu, “sandık gelmeden çeyizi vermem” diye. İki dünür kavgaya başladılar. Sonrası…
Bir daha evlenmeyi düşünmedim. Ama o evlendi. Damatlığın cebine benim kenarını oyaladığım mendili takmış. Ne tuhaf de mi? Evleneli on beş yıl oldu. İki çocuğu var. Geçen yolda karşılaştık. Konuşmak istedi. Kabul etmedim. Beni sevdiğini söylemesini istemedim. Artık çok geç… Evet. Çok geç…
Özenle örülmüş vitrin takımları, yatak örtüleri, havlu kenarları şimdi çeyiz sandığında… Sandık lekesi olmuş…
Keşke sandığım olmasaydı da çeyizlerim leke tutmasaydı.